Thursday, January 28, 2010

Çocuk İşçiler


Aclan Uraz
 ve
Çocuk İşçiler
 Uraz,  1955 de Bursa' da doğdu. Ekonomi eğitimi aldı. Halen bir basın kuruluşunda reklamcı olarak çalışmakta .Fotoğrafa 1986 yılında başladı. İlk sergisini 1987 de "Çocuk İşçiler" adı altında açtı. 1995 yılında ise yeni çalışmalarını "Çocuk İşçiler 2" adını taşıyan albüm ve sergide biraraya getirdi. Sergi yurt içi ve yurt dışında defalarca sanat severlerle buluştu. Eserleri birçok kereler ulusal ve uluslararası ödüllere laik görüldü.

Ülkesini yurtdışında ki bir çok bieneallerde başarı ile temsil etti. Yerli ve yabancı pek çok yarışmada jüri üyeliği yaptı. Eserleri özel kolleksiyonlarda yer alan Uraz' ın 1991 deki "Çocuk İşçiler" adlı oniki fotoğraflık çalışmaları, bugün Bibliotheque Nationale kolleksiyonunda bulunmaktadır.

1992 yılında FIAP (uluslararası fotoğraf federasyonu) tarafından verilen AFIAP (uluslararası fotoğraf sanatçısı) ünvanına laik görülen sanatçı, bir çocuk babasıdır.

     Born in 1955. Studied economics. Still working for a press establishment. Started dealing with ptohography in 1986. His first exhibition "Children Workers" was opened in 1987. His new work named "Children Workers 2" was integrated with an album and an exhibition carrying the same name in 1995. The exhibition was domestically and internationally repeated several times. His photographs were awarted with several domestic and international rewards.

He represented his country in international biennials. He was a juror on competitions within domestic and international exhibitions and his photographs took part in private  collections. A part consisting of 12 photographs from his work named "Children Workers" was accepted by Bibliotheque Nationale collections and taken under protections in 1991.

He was awarded with "AFIAP" (International Photography Artist) reward by International Photography Federation (FIAP) in 1992.

Çocuk İşçiliği


Fotoğraflar: ACLAN URAZ
 

Yazı: Ali Saltan

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesinde yer alan tanıma göre 18 yaşından küçük olan herkes çocuk olarak kabul ediliyor. Sözleşme, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlayabilmeleri için eğitim de dahil olmak üzere çeşitli haklara sahip olduklarını ve çocukların çalıştırılmaması gerektiğini vurguluyor. Ancak dünyanın çeşitli yerlerindeki koşullar göz önünde bulundurulduğunda bu sözleşmenin tam anlamıyla uygulanması için daha atılacak çok adımın olduğunu görüyoruz.

ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre dünya genelinde çoğu 5-17 yaş arasında olan 200 milyon çocuk çalışıyor. (1) Çalışan çocuk ya da çocuk işçiliği kavramı 15 yaşından küçük olup, fiziksel ve ruhsal olarak gelişimini tamamlamamış, eğitim görmesi ve oyun oynaması gerekirken ailesine ekonomik olarak katkıda bulunmak için çalıştırılan ya da çalışıp para kazanması zorunlu olan çocukları işaret ederken, sokakta çalışanlardan, dilenenlere, zorla fuhuş yaptırılanlara kadar pek çok grubu kapsıyor.
Ancak çalışan çocuk kavramı farklı sosyal ve ekonomik yapılara sahip toplumlarda farklı anlamlar taşımakta. Örneğin çoğu ülkelerde çocuğun erken yaşta çalışması, “eve ekmek getirmesi” olağan karşılanırken özellikle “gelişmiş” ülkelerde bu durum yadırganıyor.





Türkiye’de ise çocuğun çalışması toplum tarafından pek yadırganmıyor. Ancak ILO’nun 138 Sayılı İstihdama Kabulde Asgari Yaş Sözleşmesi doğrultusunda İş Kanunu Yasası’nda (2) belirtilen çocuk işçi çalıştırma yaşı 15 olarak gösteriliyor. Bu, bazı hafif işlerde 13 yaş sınırında. Ne var ki, yapılan birçok araştırma, sözleşmede imzası bulunmasına rağmen Türkiye’de çalışan 15 yaşından küçük çocuk sayısının çok yüksek olduğunu gösteriyor. 1994 yılında DİE tarafından yapılan Çocuk İş Gücü Anketi’ne göre Türkiye’de ekonomik faaliyette bulunan 6-14 yaş grubu çocuk nüfusu 11 milyon civarında olup, bunun 1 milyondan biraz fazlası çalışmaktadır.

15-19 yaş grubu genç nüfus ise 7 milyon civarında. Bu kişilerin 3 milyon kadarı yine çalışmaktadır. Dolayısıyla, çalışan her 100 kişiden 5’i 6-14 yaş grubunda kalırken, 14’ü 15-19 yaş grubu gençler içinden çıkıyor. (3) Bu araştırmadan beş yıl sonra yine DİE tarafından gerçekleştirilen (Ekim 1999) Çocuk İş Gücü Anketi’ne baktığımızda ise 6-17 yaş grubu çocuk nüfusu içerisinde ekonomik faaliyette bulunanların oranının %10.2 yani 1,635,000 kişi olarak tahmin edildiğini görüyoruz. (4) 1994 ve 1999’da yapılan araştırmalar karşılaştırıldığında çocuk istihdamı oranlarında düşme görülüyor. ILO’nun 1990’lı yılların başında başlatmış olduğu “Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı” (IPEC) doğrultusunda yapılan çalışmaların çocuk işçiliği oranlarının düşmesinde etkin olduğu düşünülüyor.


Bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de program yasama ve yürütme organlarının, yerel örgütlerin ve çeşitli sendika ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile uygulamaya konuluyor. Program uzun vadeli olarak çocuk işçiliğinin yok edilmesini amaçlarken kısa vadeli olarak çocuk işçilerin yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini hedefliyor. Bu çerçevede kırsal alanlarda çocuklarını çalıştıran aileler, Kendi İşini Kur Programı’na dahil edilip gerekli maddi olanaklardan yararlandırılıyor. Böylece çalışan çocuklar çalışma alanlarından geri çekilerek okula gönderiliyorlar. Diğer taraftan çocukları korumayı amaçlayan kanunlar çerçevesinde rehabilitasyon merkezleri, sağlık kurumları ve meslek kazandırma kursları açılıyor.

Yine de, IPEC programı çerçevesinde gerçekleştirilen bu çalışmalar yeterli değil. Program yürütücülerinin iyi niyetli çabalarından bağımsız olarak, yapılan çalışmalar çeşitli şekillerde aksayabiliyor, gecikiyor ya da yetersiz kalıyor. Örneğin, çocukların çalıştıkları işyerlerinin, bağlı bulundukları sanayi kolunca bilgilendirilmesi ve denetlenmesi gerekirken, bu yerlerin çoğu (6-14 yaş grubu için % 83) herhangi bir kurum veya sendikaya bağlı bulunmadığından denetleme güçleşiyor.


Çocuk İşçilerin Çalışma Koşulları
Çocuk emeği özellikle az gelişmiş toplumlarda ucuz ve masrafsız işgücü olduğu için tercih ediliyor. Çalışan çocuklar, işyerleri herhangi bir sosyal güvence sağlamadığı halde, meslek öğrendikleri için az maaşla çalıştırmaktalar. Aynı zamanda çocuklar yasayla belirlenmiş günlük çalışma saatlerinden daha fazla çalıştırılıyorlar.
Bu iş yerlerinde çocuklar çeşitli risk ve tehlikelerle karşı karşıya kalıyorlar. İşyerlerinde üretimin gerekli modern teknik araçlarla yapılmıyor olması, zararlı kimyasal maddelerle koruyucu herhangi bir maske olmaksızın temas edilmesi vs. çocukların bedensel ve ruhsal gelişimlerinde sorunlara yol açıyor.



Türk-İş’in 1994’te yapmış olduğu bir araştırmaya göre çocuklar, becerileri, fiziksel ve ruhsal durumları gözetilmeksizin işe yerleştiriliyorlar, riskli ve tehlikeli çalışma koşullarında düşük ücretle, uzun süreler boyunca çalıştırılıyor ve herhangi bir sosyal güvenlik hakkından yaralanamıyorlar. Araştırmada çalışan çocukların %38’inin günde on saatten fazla, %37’sinin ise sekiz-on saat arası çalıştırıldıklarını görüyoruz. (5) Kırsal alanlarda çalıştırılan çocukların da durumu pek farklı değil. Çocuklar mevsimlik işçi ya da tarımda sürekli işçi olarak aile ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Yine uzun çalışma saatleri boyunca barınma ve gıda imkanlarının yetersiz olduğu fındık bahçelerinde, zeytin bağlarında, tarlalarda ve çeşitli tarımsal işlerde çok az bir yevmiyeyle çalıştırılıyorlar.

Çocukların işe başlamalarındaki temel neden, ülkenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısıyla bağlantılı olarak yoksulluktur. Tek başına yoksulluk kavramı çocuk işçiliğinin var olma nedenini açıklamasa da bu olguyla yakından ilişkili. Özellikle “gelişmekte” olduğu kabul edilen ülkelerde çocuk işçiliği ucuz emek gücü olarak kullanılıyor. Bu ülkelerin ortak özellikleri, gelir dağılımının dengesiz, nüfus artış hızının yüksek olması; genç nüfus oranının yüksek olması; düzensiz kentleşme ile birlikte işsizliğin artmasıdır. Tüm bu sorunların altından kalkmak için alınan dış borçların getirdiği ağır yük ve çözümsüzlük de yoksulluğu bu ülkelerde yeniden üretmekte.

Türkiye’de de hemen hemen aynı yapısal sorunlar mevcut. Kırdan kentlere göçler sürerken işsizlik oranları yükselmekte, sınıflar arası ekonomik ve sosyal dengesizlik giderek büyümekte. Eğitim, sağlık ve diğer sosyal güvencelere bütçeden ayrılan pay oranları düşük seviyelerde seyretmekte. Bu sorunlar Türkiye’de ve dünyanın bir çok ülkesinde çocuk işçiliğini tetikliyor. Gerçekten de Türkiye genelinde 5-14 yaş grubunda istihdam edilen çocukların %68’i hane halkının ihtiyaçlarına katkıda bulunmak için, % 21’i ailesi istediği için, %6’sı meslek sahibi olmak, %4’ü kendi ihtiyaçlarını karşılamak için ve %1 ise diğer sebeplerden ötürü çalışıyor.(6)

Prof. Dr. Sema Erder Türkiye’de çocukların “işçileşmesinin” nedenleri arasında yoksulluğun yanında, geçmişten günümüze kalan bazı kurumların hala işliyor olmasını gösteriyor.(7) Bunlar arasında erken yaşta biten çocukluk, çocukların çalışmasına alışık olma, eğitim kurumlarının nitelikleri gibi etkenler gösterilebilir. Erder “ücretsiz aile işçisi” olarak çocuğun enerjisini ve emeğini kırsal alanda kullanmanın alışılagelen bir durum olduğunu, dolayısıyla çocuk emeğinin kullanımının yadırganmadığı bir toplumda çocukların kentte ya da köyde ücretli iş olanaklarına yönelmelerinde hiç bir engel olmadığını dile getiriyor.

Çocukların hane içinde yaptıkları ücretsiz işi ücret alarak başka yerlerde yapmaları yadırganmıyor; bilakis bu durum toplumsal olarak destek görüyor. Üstelik kırdan kente göç edenlerin ve kent yoksullarının çocuk emeğini tampon bir mekanizma olarak kullanmaları (çocuklarını çırak olarak belli mesleklere vermeleri ya da sokakta çalıştırmaları) çocuk işçiliğinin artmasına neden oluyor. Çocuk işçiliğinin artmasına neden olan en önemli sorunlardan biri de Erder’in de işaret ettiği gibi- eğitim sisteminin niteliğidir. Bilindiği gibi mevcut eğitim sistemi alt sınıfları, kırsal sınıfları dışlıyor. Üniversiteye kadar okuyabilmek zeka ve yeteneğin dışında maddi imkanların iyi olmasıyla da ilgili bir şey.

Dolayısıyla maddi imkanları yeterli olmayan alt ve kırsal sınıflar için çocuk okutmak uzun ve riskli bir süreç. Bu süreci göze alamayan ya da en başında bu süreç için yeterli kaynağa sahip olamayan aileler çocuklarını belli bir eğitim sürecinden (ilköğretimden) sonra farklı mesleklere kaydırıyorlar. Böylece eve nakit para girmesi sağlanıyor ve yoksulluk da sürdürülebilir kılınıyor.
Sokakta Çalışan Çocuklar
Sokakta çalışan çocuklar, özellikle 1990’larda yoğunlaşan büyük kentlere göç ile gündeme oturdu. Hepimiz sokakta yürürken mendil, simit veya sakız almamızı isteyen çocuklarla karşılaşıyoruz.


Bu çocukların aileleri kentsel iş gücüne katılmakta zorlanıyorlar. Baba genelde günlük marjinal işlerde veya inşaat sektöründe çalışıyor ya da işsiz. Babanın ya da eve ekmek getirmesi beklenen kişinin kente aşina olduğu durumlarda geçim biraz daha kolaylaşırken, kente ilk kez gelen bir ailenin geçimini sağlaması çok zorlaşıyor.Evi geçindirmekle yükümlü olan baba hem iş bulmakta zorlanıyor hem de bulduğu işlerde yeterince para kazanamıyor. İşte bu noktada tampon bir mekanizma olarak çocuk emeğine başvuruluyor. Çocuk çalışması için sokağa yollanıyor.Sokağın getirmiş olduğu esneklik çocuğun çalışması için uygun zemini sağlıyor. Sokakta çalışan çocuklar daha çok kağıt mendil, simit veya çiçek satıcılığı; dilencilik, çöp toplayıcılığı, ayakkabı boyacılığı gibi işlerde çalışıyorlar.

Bu işler, okuyorsa çocuğun okulunu aksatmadığı gibi, haneye günlük olarak nakit para getirdiği için tercih ediliyor. Sokağın getirmiş olduğu tehlikelerden çocuğu, yakın bir yere konuşlanmış olan annesi ya da işe beraber çıktığı diğer çocuklar koruyor. Belli yaşlardan sonra özellikle kız çocuklarının işe çıkmaları ailelerince istenmiyor. Kızlar ya evde çalıştırılıyor ya da mahallede bulunan küçük tekstil atölyelerine gönderiliyorlar. Erkekler de yine belli bir yaştan sonra başka işlere yöneliyorlar. Yine de bunların yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Çocukların karşı karşıya kaldığı tehlikelerin başında bağımlılık yapan maddelerle temas var. Üstelik kimi zaman zabıta ve polis şiddeti de bu tehlikelere ekleniyor.

Belki de en önemlisi, sokakta çalışan çocukların (okula gitme oranlarının hayli yüksek olmasına karşın) ancak belli bir yaşa kadar (ilköğretim bitinceye dek) okuyabilmeleri. Okulun erken bir yaşta bırakılması ise çocuğun vasıflı işgücüne katılamaması ve yoksulluğun bir sonraki kuşakta yeniden üretilmesi demek.
YAZI : Ali SALTAN



(1) www.ilo.org
(2) Yeni İş Kanunu Yasası’nın çocuk işçiler için yapmış olduğu değişiklikler bir yana getirmiş olduğu yeni düzenlemelerle işçilerin sendika haklarından, sosyal güvenlik haklarından kısıtlamalar yapmış ve işçiler aleyhine kanunlar çıkarmıştır.
(3) Türk-İş, Çalışan Çocukların Sorunları Ve Çözüm Yolları Raporu s. 24
(4) DİE Çocuk İstihdam Anketi, 1999
(5) Türk-İş, Çalışan Çocukların Sorunları Ve Çözüm Yolları Raporu s. 28
(6) DİE Çocuk İstihdam Anketi,1994
(7) Prof. Dr. Sema Erder’in “Çocuklar Neden Çalıştırılıyor?”, “Çocuk ve Çalışma Kavramları”, “Çalışan Çocuklar” adlı çalışmasından yararlanılmıştır.
Bkz. www.fisek.org.tr









Wednesday, January 27, 2010

Ali Öz



HABER FOTOĞRAFÇILIĞI
Ali Öz





Ankara Siyasal Bilgiler, Basın Yayın Yüksek Okulu (Ankara İletişim Fakültesi) Radyo Televizyon bölümü mezunudur.
Fotoğrafa 1979 yılında elindeki kısıtlı para ile edindiği bir makine ve bir agrandizör ile başladı. Fotoğrafı kendisine en yakın iletişim aracı olarak gördü ve düşüncelerini şöyle özetledi yıllar önce yapılan bir söyleşide "İnsan açlığa katlanabiliyor ama sevgisizliğe, tutkusuzluğa ve amaçsızlığa katlanamıyor .Benim de insan sevgimin odaklandığı, en dolaysız ve en somut bir sesleniş aracı oldu fotoğraf sanatı"
Gençlik yıllarında sosyal politika alanlarında uzun süre çalıştı, kooperatifler ve sendikalarda geçirdiği yıllar kendine özgü görüşlerinin oluşmasında etken oldu.
Daha sonra basın fotoğrafçılığına gönül veren A1i Öz; kendi deyimiyle "politik belgesel fotoğraf çeker" ve bunu bir misyon haline getirmiştir, bu nedenle Türkiye'deki her toplumsal olayda onu görmek mümkündür.
Sırasıyla Nokta, Güneş, Milliyet, Cumhuriyet, Aktüel ve Tempo'da çalışmış, NTV
MAG Dergisi'nin fotoğraf editörlüğünü yapmış olup halen serbest çalışmaktadır.

Çeşitli nedenlerle gittiği Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Avustralya'da çektiği fotoğrafların konusu: Çalışan insan, üreten insan, çaresiz insandır .Çünkü o kendi ifadesiyle "İnsan sever ve sevdikleri için savaşım verir"
Yurt içinde ve dışında pek çok sergi açan ve dia gösterisi yapan Ali Öz, fotoğraflarıyla sayısız ödül ve mansiyon aldı. Bu ödüller arasında Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Başarılı Gazetecisi (1983), Gazeteciler Cemiyeti Dergi Dalı'nda Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülü (1991), Foto Muhabirleri Derneği Kültür Bakanlığı Özel Ödülü (1992), Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Şubesi "Kent ve Yaşam" Yarışması En İyi Fotoğraf Ödülü (1992); Siyanürlü altın yazı ve fotoğrafı için Birsel Altın-Lochen Demke Gulf of Edremit'in teşekkür belgesi (1993), Doğa Savaşçıları Teşekkür Plaketi (1994), onun çalışmalarının yönünü daha açık kanıtlamaktadır.